Search Travelogueress

Showing posts with label Güney Amerika. Show all posts
Showing posts with label Güney Amerika. Show all posts

Tuesday, 23 August 2011

Arjantin Son Bölüm – Son Tango


Tarih: 29 Aralık 2010
Gün: Çarşamba
Yer: Buenos Aires
Çalakalem:
-          Yarın Sao Paolo üzerinden Londra’ya döneceğiz. Sao Paolo’da 3 saat bekleyecekmişiz. Umarım uçaktan çıkmamıza izin verilir bu süre içinde. Çok uzun bir yolculuk olacak!
Buenos Aires’in diğer koloniyal İspanyol şehirlerini benzememesinin nedeni, 19. y.y.’ın sonlarından 1930’lara kadar Arjantin dünyanın en zengin beşinci ülkesi iken, şehrin tamamen ünlü mimarların ellerinden geçip, Paris, Madrid ve Roma gibi büyük ve ünlü şehirlere benzemesinin istenmiş olması.

Arjantin bir İspanyol kolonisi olsa da zamanında en çok göçmen İtalya’dan, sonra İspanya’dan gelmiş. Üçüncü sırada Almanlar bulunuyor. İspanyol kolonileri içinde en çok İrlandalı nüfusa sahip ülke de Arjantin. Tam adı Ernesto “Che” Guevara de Lynch olan en meşhur Arjantin ikonlarında biri olan Che de İrlanda asıllıymış.

Arjantinliler çoğunlukla Latin kan ve DNA’ya sahip olsalar da, özellikle Buenos Aires’in altyapısını, limanlarını ve demiryollarını İngiliz firmaları ve göçmenleri inşa etmiş. Palermo gibi meşhur ve zengin mahalleleri Charles Te isimli bir Fransız mimar tarafından düzenlenmiş. 
Banliyöler de katılınca şehrin nüfusu 12 milyon (tüm Arjantin 40 milyon). Güney Amerika’da Sao Paolo’dan sonra en kalabalık ve trafiği en berbat şehri.
Aslında Patagonya’da daha fazla vakit geçirmiş olduğumuza ve Arjantin’in doğasını tatmış olduğumuza şimdi daha çok seviniyoruz, çünkü Buenos Aires’te gerçekten 2 günden fazla vakit geçirmeye gerek yok. Bir nevi Paris’in Amerikan versiyonu.

Elbette Juan ve Eva Peron’un balkonundan halka seslendiği pembe başkanlık sarayı (şu anda cumhurbaşkanının ofisi), kolera ve sarı ateş hastalıklarından muzdarip olmuş ve varlıklı ailelerin bu nedenle terk edip yerine Recoletta Mahallesi’ne yerleştiği San Telmo ve en önemlisi La Boca kesinlikle kendilerine has özelliklere sahip, Arjantin kültürünü barındıran bölgeler.
Buenos Aires’in nehri Rio Plata, dünyanın en geniş ikinci nehriymiş (eni 250 km’yi buluyor).

Maradona’yı bir nevi tanrı olarak gördükleri kesin. 
Maradona her yerde ve bir nevi turist kapanı. 
Maradona’nın oynamış olduğu Boca Stadyum’u da Buenos Aires’in önemli anıtlarından biri olarak gösteriliyor.
La Boca Mahallesi, eski limanda kurulmuş bir gecekondu mahallesi. İlk kurulduğu zamanlardan beri gecekondu özelliğini kaybetmemiş. 
Hiçbir varlığı olmayan İtalyan göçmenler bu noktaya yerleşmişler ve ellerine ne gelirse (teneke vs) kendilerine bir ev inşa etmişler, sonra da bu tenekeleri boyamışlar.
Yani rengarenk La Boca aslında şu anda bir göçmen Disneyland’ı değil. 
Gerçekten de binalar tenekelerden ve gerçekten de rengarenk. 
Şehrin gürültü ve trafiğinden uzakta, her köşesinde tango müziği ve dansı eşliğinde en iyi Buenos Aires havası burada solunur.
Güvenlik sorunları nedeniyle sadece gün içinde ve ana caddesinde yürülmesi tavsiye ediliyor. 
Maalesef dünyanın her yeri gibi turistlerden bir şekilde para koparmak için her türlü yol var.
Öğle yemeğini hafif geçirmek istediğimizden burada birkaç empanada (inanılmaz lezzetliydi) atıştırdık ama sonra buradaki restoranın kredi kartı kabul etmediğini öğrenince, üzerimizde de nakit olmadığından, ben restoranda beklemek zorunda kaldım, F. de Banco Nacion’un ATM’sinden para çekmek. 
Dönmesi uzun sürdüğünden, masayı İsrailli bir grupla paylaşmak zorunda kaldım ve onlara menüden neler seçmeleri gerektiği konusunda tavsiyelerde bile bulundum.
La Boca’da güvenlice dolaşılabilecek alan oldukça sınırlı olsa da burada kolayca saatler geçirilebilir.
Arjantinliler Dulce de Leche’ye (süt reçeli) oldukça düşkünler ve her şeye katıyorlar. Mümkün olsa bifteğin üstüne bile sos olarak koyacaklar. Ama biz dulce de leche’nin dondurmasını Recoletta Mezarlığı karşısında tatmayı tercih ettik. Karamel dondurması gibiydi.

Ama asıl konu, dondurmacıda F.’in ATM’den çektiği 100 pesonun sahte olduğu ortaya çıktı ve bu konuyla ilgili hiçbir şey yapamayacağımız da! Anlaşılan Güney Amerika’da sahte para büyük bir sorun. Sonra araştırdık ve öğrendik ki özellikle 100 ve 50 peso kağıt paralarda turistlerin çok başına gelen bir sorunmuş. Üstelik para Citibank ve HSBC gibi bankaların makinelerinden çekilmiş olsa bile. Bankalar mesuliyet kabul etmiyor ve makinelerin sahte paraları yok ettiğini iddia ediyor ama doğru değil. Arjantin ve Peru’ya gidilmeden önce bir şekilde buraların parası alınmalı ya da ATM’lere bile güvenmeden sadece bankalarda yüz yüze para değiştirilmeli. Başka çaresi yok. Güney Amerika’da büyük bir sorun ve turistlerin çoğunun başına geliyor. Ya da dolarla ödemekte ısrar edilebilir çünkü taksiler bile genelde Amerikan doları kabul ediyor.

Recoletta Mezarı’nda Eva Peron’un mezarı, daha doğrusu ailesinin Duarte ismi altında mozolesi bulunuyor. Kendisi de kocasının mozolesinde değil, ailesiyle gömülmüş.
Asıl ilginç olan bu mezarlığın kendi içinde bir şehir gibi olmasıydı. 
Sokakları var ve her mozole bir bina, bir tapınak sanki. 
Her birinin içinde iki aile, özellikle Buenos Aires’te bolca bulunan evsizler rahatça yaşayabilir. 
Çok şaşırtıcıydı. 
Ölümden sonra bile statüye önem veren zenginlerin mezarlığı…
Buenos Aires’teki ve Güney Amerika’daki son gecemizi San Telmo’da El Viejo Almacen isimli restoranda Arjantin yemeği yiyerek ve aynı isimli tango tapınağı olarak kabul edilen kabarede tango gösterisi izleyerek geçirdik. 
Tüm Güney Amerika gezimize hoş bir nokta koymuş olduk.
Yemekte en çok dikkatimi çeken unsur, ekmekle ikram ettikleri sostu. Aynı bildiğimiz acılı ezmeye zeytin ve kekik eklenmişti. Parmak yalatacak kadar lezzetliydi.

Güney Amerika gezimiz sırasında Brezilya’da samba, Arjantin’de tango yapabilmeyi çok isterdim ama ne yazık ki böyle bir olanak olmadı. 
Yine de bu geceki tango gösterisi akrobatik hareketleriyle tüylerimi diken diken edici kadar heyecan vericiydi yer yer.
Güney Amerika’yı çok sevdim ve Rio, Patagonya ve La Boca gibi yerleri özleyeceğim. Uzun zamandır Londra’dan, yani evden uzakta olmamıza rağmen, kendimizi ne yorgun hissediyoruz ne de evimizi özlemiş. Peru’da Aguas Calientes dışında her yeri hemen evimiz benimseyebildik ve hemen rahat edebildik.

Tekrar sürekli olduğu gibi buraları da görebilmiş olmaktan ve dileklerimin gerçekleşmiş olmasından dolayı ne kadar şanslı olduğumu düşünmekten ve bu nedenle bir nevi suçlu hissetmekten kendimi alı koyamıyorum. Hep bir nedeni olmalı diye düşünüyorum. Belki de tek görevim, Yaratan’ın bana verdiği hayatı yaşamak. 
All photos & videos, Copyright Travelogueress

Thursday, 18 August 2011

Arjantin Bölüm VI – Buenos Aires


Tarih: 28 Aralık 2010
Gün: Salı
Yer: Buenos Aires
Çalakalem:
-          Bugün Buenos Aires’in dünyadaki en gürültülü 4’üncü şehir olduğunu öğrendik.

El Calafate’deki son sabahımızda mükemmel güneşli, masmavi gökyüzülü bir havaya uyandık. Ne çok sıcaktı, ne çok soğuk. Mükemmeldi. Bundan istifade, son defa şirin ve mütevazı evlerle ve çok eski model arabalarla dolu (buna dedemin sahip olduğu Murad da dahil) kasabada son kez yürüyüşe çıktık. El Calafate ve Patagonya’yı özleyeceğim. Buranın uzaklığından ve ulaşımın çok pahalı olmasından dolayı bir daha gelebileceğimi hiç sanmıyorum ama eğer öyle bir şansım olursa, Patagonya steplerinde at üzerinde bir geziye çıkmayı isterim doğrusu. Aslında onca büyük ve kalabalık şehirlerden sonra, böyle sessiz sakin bir tatil kasabasında vakit geçirmemiz çok iyi ve dinlendirici oldu.

Öğleden sonra Buenos Aires’e vardığımızda kendimizi yine bambaşka bir iklimde, 35 derece kaynayan bir sıcaklıkta bulduk. Tam 3,5 saat boyunca şehirde öylece yürüdük, özellikle otelimiz Las Americas yakınındaki Recoletta Mahallesi’nde (İstanbul’un Nişantaşı’sına denk) 
ve nehir kenarındaki şık Puerto Madero’da.
Boşuna Buenos Aires’e Amerika kıtasının Paris’i dememişler. 
Gerçekten de öyle. Yer yer Paris’ten daha temiz, yer yer daha pis ve karmaşık. 
Paris’in daha geniş caddeli ve modern binalı versiyonu.
Recoletta’da kısa bir süre mola verip Cumana isimli bir lokantada empanada isimli Arjantin böreğinden yedik. Empanadanın içine ne isterseniz konulabiliyor: et, balık, tavuk, sebze, peynir vs. Oldukça lezzetliydi ve yerlilerin takıldığı bir yere gitmek iyi bir seçimdi ancak dekorasyonun ve servisin empanadalar kadar iyi olduğunu söyleyemeyeceğim.
Puerto Madero’da da Happening isimli bir Arjantin restoranında yemeğimizi yedik. Yarın tüm şehirdeki turumuzu tamamlayacağız ve sonra da Güney Amerika’ya veda edeceğiz.
All photos, Copyright Travelogueress

Friday, 12 August 2011

Arjantin Bölüm V

Tarih: 27 Aralık 2010
Gün: Pazartesi
Yer: El Calafate
Maalesef bugün turist kapanlarından birine kurban gittik. Amacımız 1560 km kare genişliğinde alanı olan Arjantin Gölü’nden Patagonya bölgesindeki diğer büyük ve önemli buzulları görmekti. Ancak bindiğimiz gemi 200 kişilik bir turist kapanıydı. 
Burada kısa vakit geçiren ya da ormanlardan yürüyüp buzullara tırmanmaya üşenen ya da emekliler için geminin konforunda buzulları görme yoluydu.

İyi ki gerçek tecrübeyi dün yaşamışız diye düşündük F.’le. Elbette gemiden gördüğümüz manzaralar muhteşemdi ama içinde olmaktan çok farklı. Muazzam büyüklükte, su yüzeyindeki gerçek hacminin sadece %15’i olan buzdağları gördük gölün üstünde.
Patagonya’nın en büyük, alanı 860 km kare olan Upsala Buzulu’nu ancak uzaktan görebildik çünkü buzdağlarının yoğunluğundan dolayı, kaptan bu kanaldan geçmemizi güvenli bulmadı.
Arjantin’in en yüksek buzulu olan Spegazzi Buzulu’na yolumuz üstünde bazı kurumuş ve geri çekilmiş/küçülmüş buzulları yani iklim değişikliğini çıplak gözlerimizle görebildik. 
Buzullar kurudukları yerde sadece bomboş bir alan bırakıyorlar. Hiçbir yaşam yok. Üstelik su seviyesinin de yükselmesine sebep oluyorlar.
Perito Moreno Buzulu’nun kuzey tarafını da gemiden gözlemledikten sonra El Calafate’ye steplerden geçerek geri döndük. 
Her yer bomboş ve manzara ile renkler muhteşem. Umarım hep böyle kalır bu topraklar. Umarım Türkiye’deki gibi her alana bir ev, bir otel, bir işletme inşa etmezler. Arjantin’i, bu toprakları yani Patagonya’yı çok sevdim.
Bir efsaneye göre El Calafate kasabasına adını veren el calafate çalısının meyvesinden, dondurmasından, reçelinden veya meyve suyundan tadarsanız, buraya geri gelirmişsiniz. F.’le ben de el calafate dondurması yedik bu nedenle. Ben de 7 aydır ilk defa bu efsane uğruna dondurma yemiş oldum. Oldukça güzeldi. Koyu mor renginde, üzüm ve dut arası bir meyve.

Rüzgarlı hava şimdi durulmuş gibi. Umarım yarınki Buenos Aires uçuşumuzda rüzgar veya başka doğa olayından dolayı korkulu anlar yaşamayız.
All photos, Copyright Travelogueress

Friday, 5 August 2011

Arjantin Bölüm IV- Buzullara Tırmanış


Tarih: 26 Aralık 2010
Gün: Pazar
Yer: El Calafate
Arjantinli Ernesto Guevara’yı Che Guevara yapan ve Latin Amerika tarihini değiştirmesini sağlayan, buradan arkadaşıyla beraber çıktığı motosiklet yolculuğuydu. Acaba bizim seyahatlerimizin de bir gün egoizmden çıkıp birilerine faydası dokunacak mı?

Bugün El Calafate’den çıkıp Perito Moreno buzuluna doğru yol aldığımızda ilk Patagonya’nın bomboş ve sapsarı step arazilerinden geçtik. Ara ara özgürce dolaşan atlar ve boğalar gördük. Estancia’lar yani geniş arazileri yöneten bir nevi ağaların evlerini gördük.
Patagonya’nın bu bölgesine göçler en çok İngiltere, Galler, Finlandiya ve Norveç’ten olmuş ve dolayısıyla bu arazilerin ve hayvanların sahipleri onlar. Dünyada Galler dışında aynı lisanın konuşulduğu tek diğer ülke Arjantin. Ülkenin orta bölgesine olan göçler daha çok İspanya ve İtalya’dan olmuş.

Turkuaz rengi Arjantin Gölü manzarasını takip ederek, zamanla bitkilerin boyları uzamaya ve en sonunda yeşil bir ormana dönüşmeye başladı. Nitekim buzula yaklaştıkça gölün rengi de sütlü bir su halini aldı.

Bir kataramana binip buzula gölden yaklaştık.
Önce ormandan bir süre yürüdükten sonra (hava hiç beklemediğimiz kadar sıcaktı), ayakkabılarımıza kramponlar takıldı. 
Bu kramponlar oldukça ağırdı ve bunlarla yürümeye alışmak kolay olmadı.
İçinden geçtiğimiz ormanda kandorlar (Güney Amerika’nın akbabaları), ağaçkakanlar ve pumalar bulunuyor. Eni 3 m.’yi bulan kandorlardan birini dağların tepelerinde uçarken görme şansını elde ettik. Elbette en önemlisi 2,5 saat kadar Perito Moreno buzuluna tırmanma ve buzulun üstünde yürüme şansını da.
Bu buzulun tüm alanı 300 km kareyi buluyor. 
Bir dağdan kopma buzul değil, yıllarca yağan karın birikimiyle oluşmuş, gölün altında yüzlerce metre derine inen, gölün üstünde yüksekliği 80 m.’yi bulan bir buzul.
Güneşten kaptığı ışınlarla ve buzun yoğunluğu nedeniyle yer yer neon mavi renginden. 
Muhteşem ve nefes kesici. Buzula tırmanmak ve üstünde yürümeye çalışmak da başka bir macera tabii. Özellikle inişler oldukça zorlu oldu.

Rehberimiz Leonardo Arjantin kayak şampiyonuymuş ve Everest’e bile tırmanmış. Bizim tırmanışımız Everest kadar olmasa da muhteşemdi. 2,5 saat kadar buzulda dolandıktan sonra buz dağları arasında saklanmış bir sürpriz bizi bekliyordu: üzerinde içki ve çikolata bulunan bir masa ve birkaç kasa. 
Rehberler burada buzları kırıp, turistlere doğal su ikram ediyorlar.
Dönüşte kramponları çıkardığımızda kuş kadar hafif hissettim, uçabilirdim. Zaten ormanda tekrar yürürken hızımın oldukça arttığını fark ettim çok yorgun olmama rağmen.
Bu orman da gerçekten çok güzel ve hoş kokulu bir ormandı. 
Yürüyüş aslında dinlendiriciydi.

Arjantin’de Perito Moreno dışındaki diğer buzullar her yıl 50 ve 100 metre arasında küçülüyormuş. Durum oldukça vahim yani. Ormanda yürürken ve katamarandayken birkaç kez bir buz parçasının eriyip suya görkemle ve yüksek sesle düştüğüne tanık olduk. 
Tabii şimdi yaz olduğu için bu durum normal ama bu iklim değişimi ve su seviyelerinin arttığı gerçeğini değiştirmiyor.

El Calafate’de rüzgar hızı saatte 140 km’yi bulabiliyormuş. Bugün en az saatte 90 km. kadardı. 
Göl kenarındaki flamingoları görmek için steplerde yürümeye çalışırken iki ayağımızı bir yerde tutmak imkansızdı. 
Rüzgar bizi koşmaya zorluyordu. Bugün havada, bir uçakta olmak istemezdim. Flamingoları görme niyetindeyken, çevrelerindeki ördekleri, çok alçaktan uçan kazları ve en güzeli özgürce dolaşan ve otlanan zarif atları da çok yakından görebildik.
Şu anda rüzgar sanki konuşuyor ya da uğulduyor desem daha doğru olur. 
All photos & videos, Copyright Travelogueress