Search Travelogueress

Friday, 25 February 2011

Lübnan ve Suriye Bölüm V


Salı 29 Aralık 2009
Dün gece yorgun hissettiğimizden ve üşendiğimizden Bedevi çadırına gitmedik. Otelin restoranında çabucak bir şeyler atıştırdık. Şimdi de Halep'teyiz. Yolda Crac des Chevaliers'e uğradık. Burası Suriye'nin doğa bakımından bambaşka bir bölgesinde. Yemyeşil. Yer yer zeytin ağaçları, yer yer çınar ağaçları var. Kalenin olduğu yer ve İtalya’nın Toskanya bölgesi farksız. Yemyeşil bölge setler üstünde. 
Kale de bölgenin en yüksek tepesinde.
Şansımıza hava oldukça sisliydi bugün. Ama havanın açık olduğu günlerde, denizi ve Lübnan Dağı’nı görmek mümkünmüş buradan. Suriye'de olduğumuzu unutuyoruz hem doğanın yeşilliği, hem kalenin yapısından dolayı.
Buradan da her türlü medeniyet geçmiş. Kale ilk Kürtler tarafından inşa edilmeye başlanmış, sonra Haçlılar geliştirmiş, Mısırlı Sultan Baybars tarafından fethedilmiş, sonra Osmanlıların eline geçmiş, en son da Fransızların eline. Hepsi kendi izini bırakmış. Kalede gezerken insan kendini Avrupa'da bir ortaçağ kalesinde hissediyor. Gerçekten bambaşka bir yer bu şövalye kalesi.
Halep'teki otelimiz Dar Zamaria. 103 numaralı odamız. Şam'daki Talismann otel gibi eski şehir surları içinde restore edilmiş, büyük avlulu bir ev. Çok güzel. Yeni Halep Şam'dan çok daha temiz ve düzenli; hatta gelişmiş gözüküyor. 
Antakya ve Gaziantep Yolu gibi yol işaretleri ve Türkçe tabela ve plakalı arabalara rastlamak mümkün. Ancak Antakya ve İskenderun’u hala Suriye haritası içinde gösteriyorlar. Çok sevimli, misafirperver ve yardımcı olan şoförümüz Bessam bile şunu dedi: "Halep'te Türklere rastlamak mümkün. Antakya'da da!" Herhalde sınırdan geçmek çok zor olmadığı için ve okulda öyle öğretildikleri için Antakya’yı gerçekten Suriye sınırları içinde zannediyorlar.

Eski Halep'in sokakları eski Şam sokaklarından daha geniş, evler daha yeni ve yıkılmak üzere gibi gözükmüyor. Eski Halep'in daha bir ortaçağ havası var. Büyük bir Hıristiyan topluluğunun olduğu kiliselerin çokluğundan belli. Ancak Halep, Şam'a ve Suriye'de gördüğümüz diğer yerlere göre daha muhafazakâr. Şam'da belki bir veya iki tane çarşaflı kadın gördüm. Burada tüm Müslüman kadınlar çarşaflar içinde. Şam'dayken Suriyelilerin Türklerden daha açık olduğunu bile düşünürken, Halep'te başka bir dünya buldum. Burada hatta bazı kadınların yüzü tamamen siyah bir örtüyle kapalı. Gözleri bile! Yanlarında yürüyen daha yaşlıca kadınlar, gençlerin gözlerini açıyor ve kapalı olanların kollarından tutuyor yürüyebilmeleri için.

Turistlere de Şam'daki kadar alışkın değiller sanırım. Burada bize daha çok laf ediyorlar ve gözlerini dikiyorlar. Resepsiyonda kızıl saçlı Ani diye bir kız var. Benimle Türkçe konuşmaya çalışıyor. Oldukça da iyi konuşuyor. Söylediğine göre sadece TV izlemekten kapmış Türkçeyi. Sanırım kendisi Ermeni. Ama Suriye'de Araplar arasında da pek çok kızıl, sapsarı saçlı ve mavi veya yeşil gözlü gördüm.
All photos, Copyright Travelogueress

Friday, 18 February 2011

Lebanon & Syria Part IV


Monday, 28 December 2009

In the morning, we left the polluted Damascene air behind us. 
Travelling through the Syrian Desert, we arrived in Palmyra. 
The Syrian Desert is a stony desert. It doesn't only consist of sand. 
It is possible to find some oasis from time to time. 
I rested like I never did before whilst travelling through dry and empty desert. There was nothing to distract me; not even a tree in some parts...I didn't remember the past and did not worry about the future. The desert has such an impact on me; for some reason it gives me peace. Travelling is to search for oneself and find the truth. I find peace. Everything started looking much nicer to me thanks to the desert. Even though it is a dry, yellow and empty desert.
 In this country (and in Lebanon), which is called a rogue, terrorist and dangerous state, I didn't feel any danger or worry. I even feel safer and less stressful than in London and Istanbul. And I’ve travelled so much, what I see everywhere is that people laugh, cry, yawn, fight and hug. I travelled so much, I don't know with which instinct or to search what. I guess to feel freedom and I really achieve that when I am travelling. But in this country called an enemy, terrorist and dangerous, people live, laugh, cry and take life lightly just like we do. But unfortunately, because of some groups of people, they are framed and their lives and opportunities are restricted. They are all considered in one group, looked down upon, and unfortunately humiliated.
Palmyra ruins are fascinating. 
This place also has been used in turn by all the civilisations that have passed through here. It is very exotic. Palmyra and the under and over ground tombs have a very mysterious air. 
Tonight we are staying in room 121 of Zenobia Sham Hotel, which has the views of the Palmyra ruins and is in walking distance to the ancient site.
Zenobia is the name of the last Palmyran queen. 
A French woman used to run this hotel during the French colonial times.  This woman was acting as a spy for both France and the UK. She married a Bedevin and was the first European woman to go to Mecca. She was arrested there for being a spy but was released with the help of the French and the British. She used to bath naked in the rivers of Palmyra, so the Arabs and the Bedevins would watch her secretly. 
Then she opened an office in Paris assisting Nazis who were escaping to Brazil and Argentina. For this reason, she was murdered by Mossad in Morocco.
 Tonight, we will dine in a Bedevin tent and I believe that there will be some dancers as well. The food, especially the mezes are the same or similar to the ones in Lebanon but I have to say that the food and mezes in Lebanon are much more delicious.
All photos, Copyright Travelogueress